preloader
Edit Content
Click on the Edit Content button to edit/add the content.
Jüstinyen Veba Salgının Düşündürdükleri

Jüstinyen Veba Salgının Düşündürdükleri

Jüstinyen Veba Salgının Düşündürdükleri

Bugün uzun bir süre bizleri evlerimize hapseden ve hemen her kalpte ölüm korkusunu yazan salgın hastalıklar hakkında hiç düşündünüz mü? Acaba bu virüs bugüne kadar insanoğlunun yüzleştiği en ağır imtihan mı yoksa daha kötüleri de yaşandı mı?

Geçmişe baktığımızda sonuçları gerçekten korkunç olmuş salgınlar yeryüzünde kendini göstermiştir. Bugün ele alacağımız Jüstinyen (Justinianus) salgınından önce tarihte insanların yüzleştiği salgınları ve bu salgınlardaki ölüm oranlarını listelemenin önemli olacağı kanaatindeyim.

Başlıca Salgınlar Ve Yol Açtığı Yıkımlar

  • Antoninus Vebası – (Belirtiler çiçek hastalığı ve kızamık ile benzer.) 1,5 milyon ölüm 1347 – 1357
  • Kara Ölüm Vebası 100 milyonun üzerinde ölümle sonuçlanmıştır.
  • 1576 Kanamalı Ateş Salgını – (Meksika’da ortaya çıkmıştır. 10 milyonun üzerinde ölümle sonuçlanmıştır.
  • İspanyol Gribi Salgını – 1918-1920 / 75 milyon insanın ölümüne neden olmuştur. 

Yukarıda adı geçen salgınlar haricinde irili ufaklı pek çok salgın daha yaşanmıştır. Tüm bu salgınlar neticesinde pek çok bilinmeyen hastalık ve virüs ortaya çıkmış ve bununla yüzleşen insanlar insanlığın sonunun geldiğini düşünmüşlerdir. İşte bugün bizleri de umutsuzluğa sevk eden salgın günlerinde beterin daha beterinin nasıl geldiğini ve o dönem neler yaşandığını anlatacağım.

Dünyanın Karanlığa Gömülmesi ve Salgına Adım Adım

Harvard Üniversitesi’nden Orta Çağ tarihçisi ve arkeolog Michael McCormick Science dergisi için kaleme aldığı makalede M.S. 536’da Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın bir bölümünün daha önce benzeri görülmemiş biçimde yaklaşık iki yıl boyunca hem gece hem gündüz karanlığa gömüldüğünü belirtti. Güneşin doğmamasının bu bölgelerde hava sıcaklığının yaz aylarında dahi ciddi düşüşlere neden olduğu kaydedilmişti. Güneş ise insanlar için en temel D vitamini kaynağıdır. Bazı vitaminler vücut tarafından üretilebilirken bazı vitaminlerin dışarıdan alınması gerekir. D vitaminin de yaklaşık %90’ı cildimiz güneş ısığı aldığında vücudumuz tarafından üretilir. Vücudumuz tarafından üretilen D vitamini depolanır ve yeterli güneş alınamayan dönemlerde depodan kullanılır. 

Burada araya girerek belirtmeliyim ki güneş ışınlarının dik geldiği vakitlerde her gün 10-15 dakika güneşlenmek D vitamini sentezinin gerçekleşmesi için yeterlidir. Ultraviyole ışınları cam ve plastikten geçemez! Bu sebeple güneş ışınlarının doğrudan cildimize düşmesi D vitamini için çok önemlidir. Besinle takviye etmeyi düşünenler için belirtmeliyim ki D vitamininin %10’luk kısmı besinler ile sağlanır.

Konumuza geri dönecek olursak yine kaynaklarda belirtildiğine göre 536 yılında Çin’e yaz mevsiminde şiddetli kar yağdı, ekinler dondu ve insanlar açlıktan hayatlarını kaybettiler. Aynı dönemde İrlanda’da resmi belgelere göre, ekinlerin bitmemesi nedeniyle 536 ile 539 yılları arasında yiyecek ekmek bulunamadı. Tam 5 yıl boyunca dünyanın doğusundan batısına güneş yer yer uzun süreler kendini göstermedi ve ciddi bir kıtlık yüz gösterdi. Beş yılın sonunda korkulan oldu ve 541 yılında Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan liman kenti Pelusium’da bir salgın gün yüzüne çıktı.

O günlerde Bizans İmparatoru I. Jüstinyen’in emriyle inşa edilen Ayasofya, tüm heybeti ile bugünün İstanbul’unu süslerken Jüstinyen’in Ayasofya’ya bakarak şöyle haykırdığı tarihe not düşülmüştür: “Seni Yendim Süleyman!”. Burada kast ettiği Süleyman a.s. ve onun inşa ettirerek M.Ö 586 yılında Babil Kralı’nın emri ile yıkılan Süleyman Tapınağı’dır. Kendi yaptırdığı tapınağın ondan daha güzel ve büyük olduğunu tarihe not etmek istemiştir. 

Bizans tarihçisi Prokopius ilk olarak 541’de Mısır’da Süveyş yakınındaki Pelusium limanında salgını bildirir. İmparator Jüstinyen bu işlerle meşgul iken salgının ilk dalgasının haberini aldığında sıkı tedbirler uygulamaya karar vermiştir. 

Prokopius isimli Bizanslı tarihçinin yazılarını inceleyen Barcelona Üniversitesi’nden Sales Carbonell isimli araştırmacı, veba süresince kentte “mutlak sınırlamalar ve izolasyon” uygulandığını kaydetti.

Carbonell, yaşanan süreci “Hasta insanlar için tam karantina zorunluydu. Ancak kalan kişiler de kendi sağlıkları için çoğunlukla izole olmayı tercih ediyordu.” diye anlatıyor.

Kimilerine göre Mısır’da ortaya çıkmış olan bu salgının nerede başladığı ve sebebi hala tartışma konusudur. Jüstinyen, liman kenti Pelusium’a emirler göndererek giriş çıkışları yasaklamıştır. Ancak salgının durmaya niyeti yoktur ve kısa sürede başkent Kostantinapolis’e ulaşır. Daha sonraları Sasani topraklarına kadar etkisini gösterir. İmparator sınırları kapattırarak kontrolü ele geçirmek ister. Ayrıca başkente giriş çıkışları kendi vatandaşlarına da yasaklar ve sınır kapılarında bizzat askerleri ile devriyelere katılır. Kapıların kontrolünü de bizzat üstlenir. Bununla yetinmeyerek kıyafet değiştirip koyduğu kurallara uyulup uyulmadığını öğrenmek için halkın içine karışır. Bu koşuşturma içinde bir gün İmparator da bu salgının pençesine düşüp hastalanır. Bu, salgının iyice kontrolden çıkmasına neden olur. Açlık ve ölüm korkusu nedeniyle herkes başka yerlere kaçarken salgını tüm Avrupa topraklarına taşırlar!

Kıtlık zamanlarında insanları açlık değil, alışmış oldukları tokluk öldürür. İbn Haldun 

Salgının Seyri Ve Can Kayıpları

Tarihçilerin ilk büyük salgın olarak kaydettikleri Jüstinyanus Salgını Mısır’dan önce liman kentlerine ardından bugünkü İran olarak isimlendirebileceğimiz Sasani topraklarına ulaşmıştır. Ardından Avrupa’yı etkisi altına alan salgının sonuçları ise gerçekten korkunçtur. Net olarak kaydedilmiş bir rakam olmamakla birlikte salgının ilk dönemde toplam 25 milyon can kaybına neden olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca salgın  6,  7, ve 8. yüzyıllarda tekrar etkilemeye devam etti ve toplamda 50 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur.

Şimdi yaşadığımız salgını bu yaşananlar ile kıyasladığımızda hangisinin daha zor olduğunu düşünmemiz gerektiğini salık veriyorum. Asıl düşünmemiz gereken ise salgınlar, hastalıklar, savaşlar, krizler, kıtlık her ne olursa olsun asla baki olmadığı ve öyle ya da böyle sona erdiğidir. Bu nedenle asla umutsuz olmamalı ve geleceğe umut ve ümitle bakmalıyız. 

“Allah‘ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.” – Zümer Suresi 53. Ayet

Cem KOÇ / 30.08.2021 

Kaynakça: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46449733 ve https://arkeofili.com/justinyen-vebasinin-sebebi-hun-gocleri-olabilir/